Ömer Lütfi Kanburoğlu, İnsani değerleri bir başkasının bize dikte etmesi mi gerekiyor? Neyin doğru olduğunu anlayamayacak kadar akıl ve iz’an yoksunu muyuz?

 

Soğuk Savaş yıllarından kalma

Sivil Savunma uygulamaları

 

Hepiniz bir vesile ile herhangi bir okula gitmişsinizdir. Bugünlerde okulların duvarlarında “nükleer savaşta korunmanın yolları”nı anlatan afişlerden geçilmiyor.

 

Çocuklarımız, gençlerimiz yangın çıkarsa ne yapacağını, kaza geçiren bir insana nasıl ilk yardım yapılacağını bilmiyor.

Sokakta yürüyen insanlardan rastgele  on tanesini çevirin, bir tanesinin bile, ilk yardım konusunda ne yapacağını bilmediğini görürsünüz; ama bir iş yaptığını zanneden “yetkililer” mevzuat gereği çocuklarımıza nükleer savaşta nasıl korunacaklarını öğretiyor.

 

Aslında buradaki uygulamanın tek bir sorumlusu var; o da klasik bürokrasi anlayışı. Her kamu kuruluşunda görürsünüz duvarlar yangın yönergeleri ile doludur. İlkyardım ekipleri, söndürme ekipleri v.s. gibi ekipler ve çeşitli isimler, listeler görürsünüz. Bu isimlerin bir çoğu emekli olmuştur veya artık o kurumda çalışmıyordur, ya da böyle bir görevi olduğuna dair en küçük bir bilgisi dahi yoktur.

Ayrıca, ilgili kişi bilgilendirilse dahi ne yapacağını, nasıl davranacağını bilebilecek bilgi ve yetenekten zaten yoksundur; eğer böyle bir felaketle karşılaşır ve o şahıs kendi canını kurtarabilirse, bu dahi sistem için büyük bir başarı olur.

 

Genellikle, yangın çıktığında eğer itfaiye zamanında yetişmezse bina yanar kül olur, biz de bakar dururuz.

Trafik kazası olsa, boynu sakatlanmış bir insanı çekiştire çekiştire kaza yapan araçtan çıkarmaya uğraşırız.

Tıbbi arşivimiz, trafik kazası yapan insanları araçtan kurtaracağız diye yardıma koşan ahalinin, kazazedelerin ömür boyu felç kalmasına yol açtığına dair örnekler ile doludur.

 

Lütfen, bu hataları hepimiz görüyor ve hata olduğunu hepimiz kabul ediyoruz. Öyleyse ne bekliyoruz?

 

Çocuklarımızı gereksiz bilgilerle donatacağımıza, onları hayata hazırlamamız gerekmez mi?

Avrupa Birliği sürecinde olduğu gibi, insani değerleri bir başkasının bize dikte etmesi mi gerekiyor?

 

Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu ve nasıl yapmamız gerektiğini tespit edemeyecek kadar akıl ve iz’an yoksunu muyuz?

Eğer Avrupa Birliği müktesebatı bu tip gariplikler aleyhine hükümler içermiyorsa, biz hâlâ bürokrasinin hiçbir işe yaramayan hegemonyasını sürdürecek miyiz?

 

Yeter artık, birilerinin “Kral çıplak” deme vakti geçeli yıllar oluyor!

Sevgiyle,

 

omerkanburoglu@yahoo.co.uk  22  Nisan  2005