Ömer Lütfi Kanburoğlu,  "Çok eski Türkiye", 1980 askeri darbesi, Kenan Evren, 1980 Anayasası, Eski ve Yeni Türkiye

 

 

“Çok eski Türkiye”

 

 

 

Bugün size “Eski Türkiye” ama çok eskisinden bahsetmek istiyorum.

 

Sene 1980, 12 Eylül askeri darbesi olmuş. Ülke Kuvvet komutanlarının üyesi olduğu “Milli Güvenlik Konseyi” tarafından yönetiliyor.  Orgeneral Kenan EVREN Milli Güvenlik Konseyi Başkanı, yani demokrasi, memokrasi yok.  Halkın çok da derdi değil, zaten ne zaman oldu ki?

 

Bütün siyasi partiler kapalı,  liderleri tutuklu. Sivil toplum örgütlerinin kapısında kilit, başkanları içeride.


Böyle bir garabet…

 

Kenan EVREN dese ki “her gün 100 kişi asın” değil yüz, 200 kişi asarlar; yalakalık diz boyu. Her zaman olduğu gibi…

 

Ben 20 yaşında genç, hayata yeni başlamış bir ülkücüyüm. Ne olup bittiğini anlamaya çalışıyorum…

 

Demokrasi askıya alındığı, Alparslan Türkeş ve abilerimiz, arkadaşlarımız hapse atıldığı için içimizde Kenan Evren’e karşı protest bir duygu var.

 

Böyle bir ortamdayız.

 

Şimdi size o günlerde yaşadığım incir çekirdeğini dahi doldurmayacak, bahsetmeye değmez, çok basit bir-iki anımı anlatacağım.

 

Bir gün Çankaya Köşkü’nün önündeki yolda arkadaşımın babasının Cadillac otomobilinde müzik sonuna kadar açık yavaş-yavaş gidiyoruz. Arabada 4 kişiyiz, modeli şimdi aklımda değil ama gemi gibi büyük bir Cadillac. Arkadaşımın ailesi Ankara’nın en meşhur halıcı dükkânının sahibiydi, Allah daha çok versin para-pula ihtiyacı yoktu.

 

Yavaş yavaş giderken birden polis ekipleri önümüzü kesti ve arabayı sağa çekmemizi istedi. Biz sağa çekince Kenan EVREN’in içinde bulunduğu makam arabası ve peşindeki polis eskortları yanımızdan son sürat geçti gitti.

 

Bizi çeviren polis ekipleri üstümüzü aradı, kimlik kontrolü yaptı ve “dakikalardır yoldan çekilmeniz için arkanızda anons yapıyoruz, niye yol vermiyorsunuz” diye ayaküstü bizi sorguya çektiler.

 

Haydaaaa, meğer biz orada volta atarken Kenan EVREN’in konvoyu arkamızda sıkışmış kalmış. Bizim araba Kenan EVREN’in arabasından daha büyük, daha lüks, gemi gibi. Şimdi yasak ama o yıllarda yolun sağına soluna araba park edilebiliyor, doğal olarak da yol iyice daralıyordu.

 

Biz güldük, “arabada müzik açıktı, sizi duymadık” diye cevap verdik. Hakikaten duymamıştık, gençlik işte…

 

Ne oldu biliyor musunuz?

 

HİÇ !

 

Hiçbir şey, olmadı…

 

Kimliklerimizi verdi ve bizi hemen bıraktılar. Herkes yoluna gitti…

 

* * *

 

O yıllarda her hafta CSO’ya (Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası) giderdim. Cuma akşamları gala, cumartesi sabah matine olurdu. Bilet bulabilirsem cuma akşamı gala gecesine, bulamazsam cumartesi sabah matineye muhakkak gitmeye çalışırdım.

Kenan EVREN de eğer Ankara’da ise Devlet Başkanı olarak cuma akşamları muhakkak gala gecesine gelirdi.

 

Kuraldır devlet başkanı, cumhurbaşkanı salona girdiğinde hazirûn ayağa kalkarak kendisini selamlar. Kenan EVREN de salona girdiğinde içeridekiler hep birlikte ayağa kalkarlardı, ben kendisini protesto ettiğim için kalkmazdım. Bu arada hemen belirteyim CSO stadyum gibi bir salon değil, arada kaynayıp gitmezsiniz. Küçük bir salon, hemen belli olur.

 

Ne olurdu biliyor musunuz?

 

HİÇ !

 

Hiçbir şey olmazdı…

 

* * *

 

O yıllar gençlik yıllarımız. Bir yandan okuyor, bir yandan çalışıyordum. Diğer yandan Mogan Su Sporları Kulübünde sporcuydum, kürek çekiyordum.

 

Tarım Bakanlığında, darbeden bir-kaç ay önce işe girmiş bir aday memurdum. Yani henüz asaletim onaylanmamıştı.

 

Hangi aklı evvel ortaya attı bilmiyorum, aynı 1960 darbesinden sonra Devleti dar boğazdan kurtarmak adına başlatılan ‘yardım kampanyası’ benzeri bir kampanya başlatıldı.


1960 darbesinde altın alyansını getirenlere devrim yüzüğü hediye edilmişti. 1980'de ise liste yapılmış devlet memurları arasında dolaştırılıyor ve her memur bağış yapmak istediği miktarı adının yanına yazıp imzalıyor, mutemet ay başında maaşından kesiyordu.

 

Liste önüme gelince ben “1 kuruş” yazdım imzaladım; arkadaşlar “Başın derde girer, yapma” dediler. Umursamadım…

 

Ertesi gün Genel Müdür beni çağırdı, gittim. Allah rahmet eylesin, çok kibar bir insandı “Bu ne evladım, dalga mı geçiyorsun?” dedi.

 

Ben “İçimden bu geldi” diyerek mevzuyu uzatmadım.

 

Ne oldu, biliyor musunuz?

 

HİÇ !

 

Hiçbir şey olmadı…

 

Üstelik aday memurdum. İşten atmalarına bile gerek yoktu, adaylığımı onaylamasalar yeterdi ama bu konu bir daha konuşulmadı.

 

* * *

 

Konuyu uzatmayalım, 1980 darbesiyle ilgili böyle abuk-subuk bir sürü anım var. Bunlar konuşmaya dahi değmeyecek kadar basit mevzular, o kadar basit ki, çok basit!

 

Fakat gençlerin eski Türkiye’yi tanımaları için belki fikir verir diye yazdım.

 

Kenan EVREN bu ülkede darbe yapmış bir orgeneraldi, darbe lideriydi ve yetkileri sınırsızdı…

 

Darbe lideri olarak tamamen kendi tayin ederek kurduğu Danışma Meclisi’ne hazırlattığı Anayasa’yı halkın oyuna sundu ve 7 Kasım 1982 tarihinde referanduma gitti.

 

Oy kullanırken kimseye baskı uygulanmadı, mesela ben kendi özgür irademle sandığa gittim ve HAYIR (RED) oyu verdim, canı isteyen çok rahat HAYIR oyu kullanabilirdi.

 

Fakat; 1982 Anayasası,

1.626.431 "red" (yüzde 8.63) oyuna karşılık,

17.215.559 "kabul" (yüzde 91.37) oyuyla referandumda onaylandı!

 

Yüzde 91.37 KABUL oyu…

 

İşte “Çok eski Türkiye”, basit ve üzerinde konuşmaya dahi değmeyecek konular bunlar.


Çok basit, konuşmaya bile değmez…

 

omerkanburoglu@yahoo.co.uk  14 Şubat 2021